
“Yoksulluk kişinin kendi sınırlarını görememesi demektir. Yoksul olmak kişinin hoşlanmadığı ve yapmayı seçmediği bir iş karşılığında kendi yaratıcılık hakkından vazgeçmesidir.” Stefano D’Anna – Tanrılar Okulu
Bütün dünya nüfusunun minimum %90-95 oranında yoksul olduğunu iddia eden bir cümle. Acaba iddia mı? Yoksa gerçek mi?
Çoğumuz hoşlanmadığımız ya da para kazanmak zorunda olduğumuz işlerde hayatımızın büyük bir kısmını harcıyoruz. Sadece “yaratıcılık” hakkımızdan değil aynı zamanda “özgürlüğümüzden de” vazgeçiyoruz. Bir projeye, sunuma, rapora, satışa, hedefe harcadığımız vakti, yaratıcılığımızı ya da kendimize uygun olan yeteneklerimizi kullanmak için harcasaydık ne değişirdi hayatımızda? Nerede olurduk şu an? Hayallerimize ya da hedeflerimize daha mı yakın, yoksa daha mı uzak? Daha mı başarılı olurduk, yoksa daha mı başarısız? Ya da birçok başarısızlığı deneyimlemiş, ama neyin yanlış neyin doğru olduğunu el yordamıyla olsa da çözebilmiş birinin iç rahatlığı ile ” en azından denedim ” mi derdik?

Cesaret edebilir miydik sonu bilinmez olasılıklar dehlizinde kendimize en yakın bulduğumuz ihtimali seçmeye ve hayallerimizi gerçekleştirme uğruna gerçek riskler almaya? Belki de gerçekleşince çok mutlu olacağımızı düşündüğümüz hayalimiz sandıklarımızın aslında gerçek olmadığını görmekten korkar mıydık? Hayal ve isteklerimizin ne olduğunu idrak etmek için bile denemek gerekmez miydi elimizde var olan olasılıkları?

İnsanoğlu derin, çok derin bir dehliz gibi. Ama kendine dalmadan da çözülmüyor bazı düğümler. İnsan kendini tanımadan olmuyor, kendini tanımak ise bir ömür alıyor belki. Kendini bilenler bir uykudan uyanır gibi “farkındalıkla” ve dış şartlardan bağımsız bir iç huzur ve mutlulukla yaşarken, uykuda olanlar yani çoğumuz hep başkalarını, dış şartları, olayları, dünyayı, başka insanları, bazen anne babamızı suçlayarak kaçıyoruz kendimizden. Kendimiz,biz, hepimiz nasılsak öyle bu dünya! Bizden bağımsız değil, bizimle şekilleniyor. Düşüncelerimizle, hayallerimizle şekil verdiğimiz bu dünya denen yer gördüğümüzden daha “ötesi”. Etkiye tepki, tepkiye etki; yani ne ekersek onu biçiyoruz.

Ve asıl soru: Ben ne ekmek için geldim bu dünyaya? Neden buradayım?
Ama cevabı çok zor.
Tek bildiğim: İçindeki aleme ulaşmadan, çözülmüyor dış alem!
Umarım birgün hepimize “Günaydın” ..
🌺
BeğenLiked by 1 kişi
Nasılda doğru 👏👏👏👏
BeğenLiked by 1 kişi
Kendimizi bulmak ve kim olduğumuzu bilmek…
Ve sonrasında sınırlamızı aşmak 🙏
BeğenLiked by 1 kişi