
Hayat yavaşlamama izin vermiyor bu ara. Hep koşmamı istiyor sanki, üzerine çizik atıp bitti diyebildiğim hiçbirşey yok. Hep belirsiz. Ben belirsizlikleri sevmem, netlik severim, plan severim, önümü görmek isterim. Ama işte hayat bana işlerin böyle gitmediğini öğretmeye çalışıyor sanki, belki de beni esnetmeye çalışıyor bilmiyorum.
İçim bile dolu dolu hızlı. Gözlerim bile hep dolu dolu bu ara. Konuşurken, düşünürken, çalışırken, yürürken ağlamam an meselesi. Oysa ki; içimde oradan buraya koşan kız çocuğunu durdurmaya çalışıyorum ben yıllardır, onun telaşını paniğini almak için ne çalışmalar yaptım,yapıyorum. Ama yok işte, bu ara hayat içimdeki kız çocuğuna bile maraton koşucusu muamelesi yapıyor. Zaten kızın beni duyduğu, dinlediği bile yok. 🙂
Ev, iş, çocuklar, aile, büyük aile, sağlık her konuda ayrı gündem maddeleriyle oradan oraya savuruyor beni. İçimdeki ses «geçecek valla geçecek neler geçmedi ki »diyor. Bu cümle defalarce tekrarlanıyor kalbimde. Bir ses var beni hiç yalnız bırakmıyor, sakin ol diyen o ses ; her zorluk güçlendirir, zorlukların arkasında güzellik vardır, her şerrin arkasında bir hayır var diyor. Ahhh ama o telaşlı kız çocuğu eteğimden çekiştiriyor sürekli. Ses sakin ol derken, diğeri koşş diyor koşş daha hızlı.
Sular şuan çok kabarık, dalga çok, ne denizin dibini ne de ufku görebiliyorum. Dalganın geçmesini, denizin dinmesini, ufuktaki bulutların gitmesini bekliyorum. Sahilde sabırlıca bekliyorum, o telaşlı küçük kız eteğimden koşş diye çekiştiriyor ama ben sabırla, yavaşça ve şikayet etmemeye çalışarak şükrederek bekliyorum.
Küçük kız sakin ol, geçecek. Valla geçecek.