Kültür-Sanat

by Savaş Demirel

Klasik müzik tarihinin en önemli bestecilerinden Ludwig Van Beethoven’ın 250. doğum gününü kutlayacağımız 2020 yılında, dünya genelinde etkili olan salgın sebebiyle şimdiden birçok konser, kutlama, panel vb gibi organizasyon iptal edilmiştir. Bu kötü günleri geride bırakacağımızı umarak büyük bestecinin yaşamına farklı pencerelerden bakmaya ne dersiniz?

DOĞUMU VE AİLESİ

Takvimler 16 Aralık 1770’i gösterdiğinde, Ren nehri kenarında kurulmuş Bonn şehrinin Bonngasse caddesi üzerinde bulunan Johann-Maria Beethoven çiftinin yaşadığı 20 numaralı evde dünyaya gelen bebeğe, kökeni Felemenk’lere dayanan ve seçkin kişiliği ile saray müzisyeni olarak görev yapan dedesi “Ludwig Van Beethoven”ın adı verilir.
Johann-Maria çiftinin, Ludwig’den bir sene önce doğan çocukları Maria ile birlikte, Ludwig’ten sonra doğan beş çocuğundan üçünün de küçük yaşlarda ölmesi, Beethoven’ın travmatik bir aile içerisinde büyümesine sebep olur. Alkol batağındaki babasının ailenin tüm sorumluluğunu kendisine yıkmasını kabullenemeyen Beethoven, “İşe yaramaz alkolik” diye nitelendirdiği babasından hayatı boyunca nefret ederken, tablosunu yaşamının sonuna kadar başucundan ayırmadığı dedesine de emsali görülmeyecek şekilde büyük bir sevgi ve saygı besleyecektir.

MÜZİK EĞİTİMİ VE BONN YILLARI

Müzisyen bir aileden gelen Beethoven ilk müzik derslerini sekiz yaşında Gilles Van Eeden’den almış olsa da; ilk önemli öğretmeni dönemin saygın müzik adamlarından Christian Gottlob Neefe’dir. Neefe, Beethoven için “Böyle çalışmaya devam ederse ikinci bir Mozart gelecektir” diyerek küçük müzisyenin yeteneğine dikkat çeker. Bunun üzerine Prens Max Franz tarafından saray orgcusu olarak işe alınan Beethoven, yine Prensin maddi himayesi altında 1787 yılında Viyana’ya gider. Ancak çok kısa bir süre sonra Annesinin hastalanması ve ölümü sebebiyle Bonn’a geri dönmek zorunda kalır. Viyana’da kaldığı süre zarfında Mozart ile görüşüp görüşmediği hakkında kesin bilgi ve belge olmamakla birlikte, Mozart’ın bir piyano dinletisine katıldığı tahmin edilmektedir.
Annesinin ölümünden sonra döndüğü Bonn’da yaşamına devam ederken 1791 yılında Mozart Viyana’da ölür. Mozart’ın hocası olarak bilinen Klasik dönemin en ünlü bestecilerinden Joseph Haydn, öğrencisi olması için Beethoven’ı Viyana’ya davet eder. Ve Beethoven Kasım 1792’de, yirmi iki yaşındayken hayatının geri kalanında hiçbir yere ayrılmadan yaşayacağı ve öleceği Viyana’ya yerleşir. Dostları onun için bir hatıra defteri yazar. Kont Ferdinand Von Waldstein’ın bu deftere yazdığı satırlar okuyanların tüyleri diken diken etmektedir.
Beethoven, Mozart’ın ruhunu Haydn’ın ellerinden teslim almak için Viyana’ya gitmiştir

VİYANA YILLARINDAKİ YAŞANTISI VE RUH HALİ

Beethoven hayatının son otuz beş yılını aralıksız olarak müziğin başkenti sayılan Viyana’da geçirir. Tabi bu süre zarfında doksana yakın, evet yanlış duymadınız doksana yakın ev değiştirir. Travmatik bir aile içerisinde doğmanın yanı sıra, alkolik bir babanın ilgisizliği ve annesinin erken ölümünün; bu huzursuz, huysuz, aykırı ve dik başlı tabiatında etkili olduğu yadsınmaz bir gerçektir. Ancak Beethoven’ı en derinden yaralayan olay, 1798 yılından itibaren başlamış olan işitme kaybıdır.
1801 yılında eski dostu Wegeler’e yazdığı bir mektupta, son 3 yıldır işitme sorunu yaşadığını, toplumdan bu yüzden uzaklaştığını ve rakiplerinin bu durumu bilme ihtimalinden duyduğu kaygıyı tüm çıplaklığıyla dile getirir.
Yaşadığı dönem Viyana’sında klasik müzik, asillerin elinde bulundurduğu ve yönlendirdiği bir kurum olduğundan, bestecinin asiller olan ilişkileri her zaman inişli çıkışlı olur. Davetli olduğu bir akşam yemeğinde çalmak istememesine rağmen, asillerce ısrarlı şekilde piyano çalması istendiğinde;
Ben bir sirk maymunu değilim, Prensler her zaman vardır ve olacaktır. Ama Beethoven sadece bir tanedir” der ve daveti terk eder. Ancak zaman zaman asilleri birbirini düşürerek bu tartışmalardan ticari rant sağlamayı da ihmal etmez.
Theresa Malfatti adlı soylu bir kadına aşık olup evlenmek ister, ancak sınıf farkının bu evliliğe mani olması besteciyi çok yıpratır. Aşk hayatı üzerine en çok konuşulan kadın, “Immortal Beloved” yani tutku dolu aşk mektupları yazdığı “Ölümsüz Sevgilidir”. Kim olduğu halen kesinleşmemiş olsa da; Araştırmacılar Antonie Brentano isminde hem fikirdir. Beethoven hiç evlenmemiş ve çocuğu olmamıştır.
Hayatının son yıllarında tamamen sağır olan Beethoven, piyanosunun altındaki lazımlık, koltuk üstündeki kurumuş yemeklerle dolu tencerelerle süslü düzensiz, özensiz ve hijyen olmayan yaşantısının getirisi sağlık sorunlarıyla boğuşur. Durumu iyice ağırlaşan Beethoven 26 Mart 1827 yılında hayata veda eder. Cenazesi on binlerin katılımıyla Viyana’da gerçekleşir. Tabutunu taşıyanlar arasında Viyana’nın ünlü bestecileri Hummel ve Weigl’da vardır. Meşale taşıyanların arasında ise öyle bir isim vardır ki, Bu kişi, ilah olarak gördüğü Beethoven’ın yaşam tarzına benzer bir yaşam süren ve meşale taşıdığı cenazeden sadece bir buçuk sene sonra otuz bir yaşında hayata veda edecek olan Franz Peter Schubert’ten başkası değildir. Beethoven Wahring mezarlığına defnedildikten sonra, bedeninin kalıtları Viyana Merkez mezarlığında besteciler için yapılan özel bir alana taşınır.

ZENTRALFRİEDHOFF – VİYANA

ESERLERİ HAKKINDA
Beethoven 57 yıllık yaşamında birbirinin devamı olmayan ve her biri ayrı devrim niteliği taşıyan eserler meydana getirmiştir. Bu eserleri topluca sayacak olursak; dokuz tane senfoni, beş piyano konçertosu, bir keman konçertosu, bir piyano, keman ve çello için üçlü konçerto, otuz iki piyano sonatı ve birçok oda müziği eseri bulunmaktadır. Opera, Beethoven’ın en az eser verdiği alan olarak dikkat çekmektedir. Bestecinin yaşamı boyunca bestelediği tek operasının adı Fidelio’dur.
Heroica isimli 3. Senfonisini, Demokrasi aşkına Napolyon’a adamış olsa da; Napolyon’un imparatorluk tahtına çıkmasından sonra bu ithafını geri almıştır.

5. senfonisinin girişindeki; TA TA TA TAAAAAAA !!! TA TA TA TAAAAAAAA yeryüzünde en bilinen melodiler arasındadır.

9. senfonisinin son bölümünde, ilk defa bir senfonide insan sesi ve koro kullanılmıştır. Friedrich Von Schiller’in, “ Neşeye Övgü” şiirinin seslendirildiği bu bölüm, Avrupa birliği marşı olarak seçilmiş olup, ilk ve orta öğretim öğrencilerinin müzik derslerinin de vazgeçilmezidir. Beethoven tamamen sağır iken bestelediği ve yönettiği bu senfoninin bitiminde, seyirciye sırtı dönük olduğundan alkış tufanından haberdar değildir. Ancak yüzü seyirciye döndürüldüğünde alkışlayan kalabalığı fark etmiştir. Viyana’nın hatırı sayılır müzik müzesi “Haus Der Music”te, bestecinin yazmış olduğu mektuplardan hareketle hazırlanan özel bir bölümde, duyma yeteneğini nasıl kaybettiği ziyaretçilere kronolojik olarak dinletilmektedir. Beethoven’in orta yaşlarına karşılık gelen ahizede azalmaya başlayan işitme hissinin, yaşamının son dönemine denk gelen ahizede tamamen kaybolduğuna şahit olunmaktadır.

İyi ki doğdun Beethoven !!! Doğum gününü kutlayacağımız günlerin yakın olması dileğiyle…

Bu güzel yazı için kültür-sanat yazarımız Savaş Demirel’e çok teşekkür ederiz.

Instagram: @savas.demirel76

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Yola çıkmayan varamaz